Posted on Temmuz 03, 2017, 9:37 am
6 mins

E ne yaptınız ya haftasonu?

Hangi güzide plajlarımızda salındınız?

Hangi club’da bir şişe votka açtırıp bütün gece put gibi durdunuz?

Ben üç gün, üç gece eve kapandım. Telefonu kapattım. Facebooku kapattım. Evi temizledim, arada yemek yaptım , klimayı yaktım ve altına yattım.

Üç gün, üç gece.
Ve okudum. Gözlerimden yuvarlarından çıkıncaya dek okudum.

Hayatın gerçeklerinden kaçmak için başkalarının dünyalarına daldım.
Önce bir zamanların en çok satan yazarlarından, seksi icat eden adam Harold Robbins’in biyografisini okudum.
Ondan sonra da Truman Capote abimin biyografisine geçtim. Beşinci kez okuyormuşum bunu. İlk seferinde aldığım hazzın aynısını duyarak okudum.

Truman abim malum bir zamanların edebiyat dünyasının altın çocuğu idi. Sadece edebiyat dünyasının değil dünya sosyetesinin de gözbebeği idi. ama altın çocuk yaşlandıkça bir canavara dönüştü. İğrenç ve de korkunç bir canavara dönüştü. Yıllarca yediği içtiği sosyete güllerinin bütün kirli çarşaflarını ortaya döken bir kitap yazdı. Yeryerinden oynadı. İstenmeyen adam ilan edildi falan.

Okudum, hayaller kurdum ve ağzımın suları aktı . Ben de popomu artık kaldırsam ve o kitabı yazsam diye. Bugüne kadar benimle ne paylaşmışsanız, ne duymuşsam, ne görmüşsem yazsam. Yeryerinden oynasa. Ne güzel olurdu. Varsın insanlar bana küssün kimin umurunda.

Tamam yani ben Truman Capote değilim ama siz de Lee Radziwill değilsiniz. Ama kendi çapımızda bir sansasyon yaşasak fena mı olurdu?

Ve bu düşüncelerle Truman abimin hayat hikayesini Cumartesş gecesi bitirdim. Alkol ve hap bağımlılığı ve hetero bir herife olan saplantısı ile biten bir hayat hikayesi. Heriften intikam almak için karısına yedikleri haltların anlatıldığı, onları boşandırrak karısını yanına işe alan ama ondan sonra da defalarca herifi yeniden affedip ilişkiye yeniden başlayan ve genç sayılacak bir yaşta sona eren bir hayat hikayesi. Muhteşem yani.

Ondan sonra da Tenessee Williams abimin gençlik yıllarını anlatan bir biyografiye sarıldım. “İyi be , en azından hazin sonu okuyarak, neden hep kötü bir şekilde bitiyor bu hayat serüvenleri ” diyerek ahlayıp vahlamayacağım şeklinde düşünerek.

Bu biyografi okuma işi bir çok nedenden dolayı hoşuma gidiyor. Bir kere yaşadıkları dönemin dünyasına ışık tutuyor. Acaip eğlendiriyor. Ve bu dünyada yalnız olmadığımı hissetiriyor. Tapıyorum yüzlerce yıl önce yaşayan insanların bugün bizim yaşadığımız duyguları , düşünceleri, endişeleri, mutlulukları yaşamış olduklarını öğrenince.

Tenessee abim de benimkine benzeyen duygular yaşamış 1930lı yıllarda. Dönem dönem herşeyin sona erdiğini, bir felaketin kapının eşiğinde olduğunu falan hissetmiş. Sinir ve ruh bozukluğu tavan yapmış. Ama bir süre , ondan sonra da lay lay lom.
Çok yorucu bir döngü.

Herneyse bütün haftasonu felaket kapının eşiğinde duygusunu yaşadım ve kendimi de korumak için eve kapandım. Dediğim gibi de bütün dünya ile bağlantımı kopardım. Beni endişelendiren konuyu kafamdan def ettim.

Ama acı gerçek bu sabah uyanır uyanmaz yüzüme vurdu. Kağıt bir peçete ile. Üzerinde “Kendinize iyi bakın” diyen bir kağıt peçete.

Sizin anlayacağınız en iyi arkadaşım bugün bir uçağa binip gitti ve iki ay yok.

Bu arkadaşım 1999 yılından bu yana hayatımda. Başrol oyuncularından.

Neden, niçin sorusuna ise bir türlü bir cevap bulamadım. Her türlü kaprisime boyun eğen, bir türlü dinmeyen , tam aksine şiddetlenen gel gitlerime sesini çıkarmayan, getiren , götüren, gezdiren , her gün an az üç kez uğrayan, hayatta tanıyabileceğiniz en temiz insanlardan biri ama en önemlisi beni gerçekten çok seven bir dost. En gerçeğinden. Ve şimdi iki ay olmayacak.

Benim için çal Nil ablam “Yalnızımmmm ben çok yalnızımmmmmmmmmm”.

Ardından da Erol abim devreye girsin “Ben ettim sen etme, sakın gitme gitme, çok yalnızım zaten , bir de sen terketme” diye.
Ne halt edeceğim ben şimdi iki ay?

Leave a Reply

  • (not be published)