Posted on Temmuz 16, 2017, 5:58 pm
7 mins

Montana’daki görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması kimimiz tarafından ‘üzüntü’, kimimiz tarafından ‘sevinçle’ karşılandı. Varılması muhtemel anlaşmanın Kıbrıslı Türklerin ve belki de bizatihi kendilerinin lehine olacağını düşünenler üzülmüş; bugünkü düzen içinde oluşturdukları yaşam tarzının tehdit altında olacağını düşünenler ise sevinmiştir.

İster üzülmüş, isterse sevinmiş olalım, sonuçta bunlar duygusal durumumuzla ilgili olgulardır. Oysa Kıbrıs sorunu hiç de duygusal bir konu değildir; oldukça somut talepler ve hedeflerden oluşmaktadır.

* * *

Kıbrıslı Rumlar ile gayet yakın ilişkiler içinde olanlar bile Kıbrıs sorununun adaya sahip çıkma sorunu olduğunu biliyor, söylüyor ve yazıyorlar. Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs adasının tek sahibi olma iddiasında olmasalardı Kıbrıs sorunu olmayacak veya şimdiye kadar çözülmüş olacaktır.

Bunun en basit kanıtı Annan Planı oylamasıdır. Kıbrıslı Türkler büyük bir ekseriyetle ‘evet’ derken; Kıbrıslı Rumlar birleşmiş ve yönetsel hakları Kıbrıslı Türkler ile paylaşılmış bir adada yaşamak istemediklerini net bir şekilde ortaya koymuşlardı.

Bizi Montana’ya kadar sürükleyen süreci kısaca değerlendirdiğimiz zaman olanın da yine aynı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Kıbrıs Rum tarafı, bugün tek başına kullandığı yönetsel hakları Kıbrıslı Türkler ile paylaşmak istememiştir. Montana’da BM Genel Sekreteri tarafından ortaya konan çerçeve içinde verdiği veya vermediği yanıtlar da bunu gösteriyor. Siyasi eşitliği tanımayan, mülkiyet konusunu çözüme kavuşturmaktan kaçınan, toprak konusunda bunca yılın emeğine saygı göstermeye yanaşmayan, tek yanlı olarak elde ettiği AB üyeliğini Kıbrıslı Türkler ve Türkiye aleyhine kullanmaya çalışan bir idare ile muhatap olduğumuz net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

* * *

Şimdi kendi aramızda yeniden tartışmaya başladık. Olguları dikkate almayan, gerçeklerden kopuk tartışmalara oldukça meraklıyız zaten.

Federasyon tezine uygun bir çözüm aramaktan vazgeçmemiz gerektiği söyleniyor: Vazgeçsek ne olacak; vazgeçmesek ne olacak? Bizim federasyon tezinden vazgeçmemiz veya vazgeçmememiz neyi değiştirecek?

Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs adası üzerinde fiili olarak elde ettiği hak ve çıkarları Kıbrıslı Türkler ile paylaşmaktan yana olmadığı bir kez daha görüldüğüne göre, federasyon tezinde ısrar etmemiz onların tutumunu değiştirmeye yetecek mi? “Bu Türkler ne iyi insanlar, onlara yapmadığımızı bırakmadığımız halde onlar hala daha bizimle birleşmek isterler” diye düşünüp, “Hadi birleşelim o zaman!” mı diyecekler?

Yoksa tam tersi olarak, “Kıbrıslı Türkleri gücendirdik, artık bizimle bir federasyon bil kurmak istemiyorlar. Vah halimize!” diye korkuya mı kapılacaklar?

* * *

Bu tür tartışmalarla bir birimizi kırdığımız yetmezmiş gibi ayni zaman “komik” duruma düştüğümüzü düşünüyorum.

Sorunun ortaya çıkışı ve devam etmesinin nedeni Kıbrıslı Rumların ada üzerindeki hak ve çıkarlarını bizimle paylaşmak istememeleri ise çözüm için bulacağımız yollar da bu nedeni ortadan kaldırmaya veya Kıbrıslı Rumları bizimle bir federasyon çatısı altında da olsa birleşmeye yönlendirici nitelikte olmalıdır.

Bu durumda Kuzey Kıbrıs’taki yaşamı ve dolayısı ile Kıbrıs sorununun parametrelerini değiştirmeyi düşünmekte yarar vardır. Değişim istiyorsak ve bir şeyleri değiştirebileceğimizi hayal ediyorsak işe kendimizden başlamak gerekir:

  1. Kamusal olanakları yandaşlar için kullanmaktan vazgeçelim. Kamusal olanaklar en acilinden başlayarak, sadece ve sadece ortak hizmetler veya çıkarlar için kullanılsın.
  2. Türkiye ile ilişkiler kökten değişsin. Türkiye para istenmeden para vermek çabasından vazgeçsin; Kıbrıs Türk idaresi, ne için para isteyeceğini ve bu isteğini nasıl kabul ettirebileceğini düşünmeye başlasın.
  3. KKTC’nin tanınmamış bir devlet olarak halkına nasıl hizmet edebileceği üstünde durulsun. Göstermelik bakanlıklar veya daireler için “dünyanın her yerinde vardır” gerekçesi kabul edilmesin; fonksiyonel olmayan bütün kamusal organlar iptal edilsin, sadece işe yarayanlar kalsın. Sadeleşelim!

Sadece bunlar yeter; gerisi kendiliğinden gelecektir. Yazdıklarımın, çalışanların geçinebileceği ve çalışmayana devletin bakmayacağı anlamına gittiğini elbette biliyorum. Zaten, Kıbrıs sorunu ile ilgili parametrelerin de ancak böyle değişeceğini düşünüyorum. İnsan hayatında olumlu roller üstlenen bir yönetim mekanizmasına sahip olmayı başarabilirsek, ayni mekanizma bize Kıbrıs sorununun çözümü konusunda da yardımcı olacaktır.

PREVIOUS ARTICLE

NEXT ARTICLE

Leave a Reply

  • (not be published)