Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP) Genel Sekreteri Mehmet Birinci, BRT’de yayınlanacak olan propaganda konuşmalarının, YSK tarafından ikinci kez sansürlendiğini duyurarak, ilk sansürde “işgal” kelimelerinin konuşmadan çıkarıldığını hayırlattı, bu sansür de ise “garantör” ülkelerle ilgili satırların sansürlendiğini belirtti
Birinci: KSP’nin BRT’deki “Garantörlük Masalları ve Gerçekler” adlı seçim konuşması ikinci kez sansürlendi
KSP adına yazılı açıklama yapan Birinci, KSP’nin, BRT’deki “Garantörlük Masalları ve Gerçekler” adlı seçim konuşmasının ikinci kez sansürlendiğini açıklayarak, YSK’nın “gerekçeli” kararı henüz ellerine geçmediğinden, konuşmanın yazılı orijinal halini kamuoyuyla paylaşma ihtiyacı duyduklarını belirtti.
Birinci’nin açıklaması şu şekilde:
“Değerli basın mensupları, kıymetli halkımız,
Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin BRT’deki seçim konuşması bir kez daha sansürlenmiştir! Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 8 Ekim günü, BRT stüdyolarında bant kaydını yaptığımız “Garantörlük Masalları ve Gerçekler” isimli konuşmamızın sansürlendiğini bizlere bildirmiştir.
“Yorumu sizlere bırakıyoruz”
Bu satırlar yazılırken, YSK’nın gerekçeli kararı henüz elimize geçmediğinden, sadece yazımızın orijinal halini sizlerle paylaşma ihtiyacı duyduk. Yorumu sizlere bırakıyoruz.
YSK’nın gerekçeli kararı elimize ulaşır ulaşmaz sizlerle paylaşacağımızdan emin olabilirsiniz. Ayrıca, BRT konuşmamızı sansürlenmiş olarak 10 Ekim’de yayınladıktan sonra da, o sansürlenmiş halini video ve orijinal metin olarak, her halükarda 13 Ekim’de sizlerle paylaşacağız.
Göstereceğiniz ilgi ve dayanışmadan ötürü siz duyarlı basın mensuplarımıza ve değerli halkımıza peşinen teşekkür ediyoruz”
Birinci, açıklamasının ardından, KSP’nin sansürlenen seçim konuşmanın tamamını yazılı olarak kamuoyuyla paylaştı:
“İfade özgürlüğünü savunmak, var olmayı savunmaktır!”
“Yaşamı savunmak, demokrasiyi savunmaktır! Demokrasiyi savunmak, düşünce özgürlüğünü, düşünceyi ifade etme özgürlüğünü savunmaktır! İfade özgürlüğünü savunmak, var olmayı savunmaktır!
Garantörlük masalları ve gerçekler…
Siyasetle uğraşan herkes, 1960’ta yapılan Garanti anlaşmasından bahsetmektedir. Mesela, Türkiye 1974’te Kıbrıs’a asker çıkarırken, Garanti Anlaşması’nın kendine verdiği ‘haklara’ dayanarak yaptığını duyurmuş ve bunu hala bugün savunmaya devam etmektedir.
O zaman bir bakalım şu ‘Garanti Anlaşması’na, Türkiye Cumhuriyeti, Dışişleri Bakanlığı sayfasından okuyoruz:
“Garanti Antlaşması (Zürich, 11 Şubat 1959)
Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti (KC), diğer taraftan Yunanistan, Britanya ve Türkiye,
1. Anayasa’nın esas maddeleri ile kurulan ve düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve devamının kendi ortak yararları gereği olduğunu dikkate alarak.
2. Sözü edilen Anayasa ve oluşturulan duruma saygı gösterilmesini güvence altına alacak işbirliğini arzulayarak, aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmaya varmışlardır.
Madde 1.
Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve Anayasa’ya saygıyı güven altına almayı üstlenir. (taahhüt eder)
“KC, tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devletle siyasi veya ekonomik bütünleşmeye giremez”
Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder. (sorumluluğunu yüklenir)
Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan doğruya (direkt olarak) veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar.
“Yunanistan, Britanya ve Türkiye, KC’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü tanır ve garanti eder”
Madde 2.
Yunanistan, Britanya ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve Anayasa’nın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.
Yunanistan, Britanya ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini, gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler.
Madde 3.
Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali (çiğnenmesi) halinde Yunanistan, Türkiye ve Britanya bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler.
Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak (işbirliği halinde) hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.
“Garanti Anlaşması, Garantör üç devlete, ada üzerinde herhangi bir ‘hak’ vermez”
Anlaşma metninden de anlaşılacağı üzere, her şeyden önce, Garanti Anlaşması Garantör üç devlete, yani Britanya, Yunanistan ve Türkiye’ye ada üzerinde herhangi bir ‘hak’ vermemektedir.
Tersine her üç devlete de ‘görev’ ve ‘yükümlülükler’ yüklemektedir. ‘Hak’ kelimesi bir tek, ötekilerle anlaşamadığı durumda garantör ülkeler tek başına ‘hareket etmek hakkını korumaktadırlar’ denmektedir. Ama, burada da hangi amaçla bu ‘hakkı’ kullanabilecekleri gene metinde şöyle sınırlanmaktadır:
‘Bu anlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile…’
Yani, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni ve toprak bütünlüğü bozulduğu koşullarda, bu durumu tekrardan tesis etmek üzere ancak müdahale etme ‘hakkına’ sahiptirler denmektedir. Bunun dışındaki bütün maddeler ‘haklardan’ değil, ‘görev ve yükümlülüklerden’ söz etmektedir.
Nedir bu görev ve yükümlülükler? Gelin anlaşma metninden okuyalım;
‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler’
“Göreceğiniz gibi, bu yükümlülükler konusunda herhangi bir ‘hak’ vermemektedir”
Yani, Garanti Anlaşması ile Britanya, Yunanistan ve Türkiye’ye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ülke bütünlüğünü ve anayasasının temel maddeleri ile oluşan durumu tanıma ve koruma yükümlülüğü yüklemektedir. Göreceğiniz gibi, bu yükümlülükler konusunda herhangi bir ‘hak’ vermemektedir ne Britanya ve Yunanistan’a, ne de Türkiye’ye.
Başka neyi içerir bu ‘Garanti Anlaşması’? Bunu da, metinden okuyalım:
‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini gerekse adanın taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler’
“Gerek Enosis’i, gerekse Taksim’i engellemeyi de Türkiye, Yunanistan ve Britanya üslenmektedir”
Yani, gerek Enosis’i, gerekse Taksim’i engellemeyi de Türkiye, Yunanistan ve Britanya üslenmektedir. Evet, Türkiye, Yunanistan ve Britanya ‘Garanti Anlaşması’nda yer alan ve altına imza attıkları bu bağlayıcı maddelerin gereğini yerine getirdiler mi?
Hepimiz de biliyoruz ki, hayır getirmediler! Bununla da kalmayıp, tam tersini yaptılar! Yunanistan, askeri bir darbe yaparak, Anayasa’nın yasakladığı Enosis’i gerçekleştirmeye yeltenmişti. Hem de, yasal Cumhurbaşkanı’nı (Makarios) öldürmeye çalışarak.
“Yunanistan, binlerce masum Kıbrıslırum’un öldürülmesine ve yaralanmasına yol açmıştı”
Yani, Yunanistan, altına imza koyduğu ‘Garanti Anlaşması’nın ona yüklediği ‘görev ve yükümlülüklerini’ yerine getirmek şöyle dursun, bu anlaşma hükümlerini bizzat kendi çöpe atmıştı. Yunanistan’ın bu davranışı binlerce masum Kıbrıslırum’un öldürülmesine ve yaralanmasına yol açmıştı.
Türkiye, bu durumdan faydalanarak, adanın kuzeyine asker çıkarmıştır. Türkiye, bu davranışını ‘Garanti Anlaşması’nın kendisine verdiği ‘hakları’ kullanarak yaptığını savunmaktadır. Ama, gerçekler öyle değildir!
“Türkiye, KC’ye savaş ilanı kararı alarak, adayı bölerek ve yeni bir devlet kurarak, bu anlaşmayı ihlal etti”
Türkiye, adaya ‘Garanti Anlaşması’nın kendisine yüklediği, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ‘ülke bütünlüğünü’ ve ‘anayasal düzenini’ korumamış, tersine TBMM’de Kıbrıs Cumhuriyeti’ne savaş ilanı kararı almış, adayı bölerek ve yeni bir devlet kurarak, bu anlaşmanın maddelerini ihlal etmiştir.
Bu durumu da 51 yıldır hala daha sürdürmektedir. Türkiye, kontrolü altına aldığı topraklara yerli nüfusun 3-4 misli nüfus yerleştirerek, köy ve kasaba isimlerini Türkçeleştirerek aslında altına imza koyduğu ‘Garanti Anlaşması’nın ona yüklediği ‘görev ve yükümlülüklerini’ yerine getirmek şöyle dursun, bu anlaşma hükümlerini bizzat kendi çöpe atmıştır.
“Bunun uluslararası hukuktaki adı işgaldir!”
Bunun uluslararası hukuktaki adı işgaldir! Türkiye’nin bu davranışı on binlerce masum Kıbrıslırum’un, Türkiyeli ve Kıbrıslıtürk’ün öldürülmesine, yaralanmasına ve yüz binlercesinin yerini yurdunu terk etmesine yol açmıştır.
“‘Garantör’ Britanya, tüm bu ihlalleri izledi, kendi ‘görev’ ve ‘yükümlülükleri’ni yok saydı”
Peki, üçüncü ‘garantör’ Britanya ne yapmıştır? ‘Garantör’ Britanya, tüm bu ihlalleri sessizce izlemiş, ‘Garanti Anlaşması’nın kendisine yüklediği ‘görev’ ve ‘yükümlülükleri’ yok sayarak, sadece kendi askeri üslerini garantiye alacak bir pozisyon almıştır.
Tüm bu nedenlerle, KSP olarak biz, bu üç devletin garantörlükten bahsetmelerini hayret ve nefretle karşılamaktayız! Bunlar dost ve garantör devletlerse, Kıbrıs’ın düşmanları kimlerdir?”


























