Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP) Genel Sekreter Mehmet Birinci, bugün Ankara’da ve Kuzey Kıbrıs’ta yaşananların, bu temel ilkelerin sistematik biçimde ortadan kaldırıldığını gösterdiğine işaret etti.
Birinci, “Kuzey Kıbrıs üzerinde kurulan siyasal, ekonomik ve idari tahakküm de aynı baskıcı rejimin bir uzantısıdır. Kıbrıs Türk halkının iradesi yıllardır Ankara merkezli müdahalelerle baskı altına alınmakta; ekonomik protokoller, siyasi yönlendirmeler ve bağımlılık ilişkileri aracılığıyla toplum denetim altına tutulmaktadır” dedi
Yazılı açıklama yapan Birinci, Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak, Ankara’da yaşanan son gelişmeleri büyük bir kaygı ve öfkeyle takip ettiklerini belirtti, ana muhalefet partisi CHP’nin seçilmiş yönetiminin yargı eliyle görevden uzaklaştırılmasının ve kurultay iradesinin mahkeme kararıyla geçersiz ilan edilmesinin, halk iradesine yönelik açık bir müdahale olduğunu vurguladı.
Birinci, “Recep Tayyip Erdoğan yönetimi altındaki yargı siyasal iktidarın burjuva muhalefeti tasfiye etmek için kullandığı bir baskı aracına dönüştürülmüştür. CHP kurultayına ilişkin ‘mutlak butlan’ kararı yalnızca bir parti içi mesele değildir. Bu karar, seçimle değiştirilemeyen bir iktidarın, mahkemeler aracılığıyla siyasal alanı yeniden dizayn etme girişimidir” dedi.
“Mevcut rejim burjuva demokratik değil, faşizan karakter taşıyan otoriter bir rejimdir”
Ekrem İmamoğlu’na yönelik davaların, muhalif belediyelere dönük operasyonların, gazetecilere, sendikalara ve toplumsal muhalefete yönelik baskılarla birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan tablonun net olduğunu söyleyen Birinci, “Mevcut rejim burjuva demokratik değil, faşizan karakter taşıyan otoriter bir rejimdir. Siyasal rakiplerini yargı yoluyla etkisizleştirmeye çalışan bu anlayış, halk egemenliğini değil tek adam yönetimini esas almaktadır” dedi.
“Kuzeyde kurulan siyasal, ekonomik ve idari tahakküm de aynı baskıcı rejimin bir uzantısıdır”
Birinci şöyle devam etti;
“Kuzey Kıbrıs üzerinde kurulan siyasal, ekonomik ve idari tahakküm de aynı baskıcı rejimin bir uzantısıdır. Kıbrıs Türk halkının iradesi yıllardır Ankara merkezli müdahalelerle baskı altına alınmakta; ekonomik protokoller, siyasi yönlendirmeler ve bağımlılık ilişkileri aracılığıyla toplum denetim altına tutulmaktadır.
Son dönemde Meclis’ten geçirilmeye çalışılan ve basın özgürlüğünü daraltacağı yönünde gazetecilik örgütleri tarafından sert biçimde eleştirilen yasa düzenlemeleri de bu baskı siyasetinin bir parçasıdır. Basın örgütleri söz konusu düzenlemelerin ifade özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını tehdit ettiğini açıklamıştır.
“Bizler, egemen sınıfın farklı klikleri arasındaki iktidar mücadelelerinde taraf değiliz”
Basın Emekçileri Sendikası ile Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği’nin düzenlediği protestolar, halkın önemli bir kesiminin sansürcü ve otoriter girişimlere karşı olduğunun ifadesidir. Ancak bizler, egemen sınıfın farklı klikleri arasındaki iktidar mücadelelerinde taraf değiliz. Emekçi halkın çıkarları; ne sermaye düzeninin iktidar blokunda ne de düzen içi muhalefetin sınırları içerisinde temsil edilmektedir.
Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak açıkça ifade ediyoruz ki; bu baskı rejimi yalnızca seçim süreçleriyle ya da egemen sınıf içi saflaşmalarla ortadan kaldırılamaz. Faşizan baskı düzenine son verecek gerçek güç, örgütlü işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyalizm mücadelesidir.
Bizler, Kıbrıs’tan yükselen enternasyonalist dayanışma duygusuyla; işçilerin, gençlerin, kadınların, gazetecilerin ve demokrasi güçlerinin yanında olduğumuzu ilan ediyoruz. Halkın oyuyla seçilmiş iradelerin mahkeme kararlarıyla gasp edilmesini reddediyoruz.
“Kıbrıs Sosyalist Partisi muhalefetin yargı eliyle bastırılmasını kınıyor”
Sosyalistler için demokrasi yalnızca sandık değildir; örgütlenme özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve halkın seçme-seçilme hakkının korunmasıdır. Bugün Ankara’da ve Kuzey Kıbrıs’ta yaşananlar, bu temel ilkelerin sistematik biçimde ortadan kaldırıldığını göstermektedir.
Kıbrıs Sosyalist Partisi Muhalefetin yargı eliyle bastırılmasını kınıyor. CHP yönetimine yönelik müdahaleyi gayrimeşru görüyor. Kuzey Kıbrıs üzerindeki siyasal tahakküm politikalarına karşı çıkıyor. Basın ve ifade özgürlüğünü hedef alan yasa girişimlerini reddediyor.
Siyasal davalar ve tutuklamalarla kurulan korku düzenini kabul etmiyor. İşçi sınıfının bağımsız siyasal hattını ve sosyalizm mücadelesini savunuyor. Demokrasi, özgürlük ve halk egemenliği mücadelesi veren tüm emek güçleriyle dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyor.
Baskı rejimleri halkların iradesini sonsuza kadar bastıramaz. Kurtuluş; sermaye düzeninde değil, işçi sınıfının sömürgeciliğie ve emperyalizme karşı örgütlü mücadelesinde ve sosyalizmdedir”





























