
Sevgül Uludağ öldü…
Öksüz kaldınız ey kayıplar…
Ey yıllardır toprağın altında, derin kuyularda bulunmayı bekleyenler…
Göğsü delik deşik…
Kafatasında kurşun…
Baharlarda nasıl birdenbire yeşerir toprak…
Gür gömeçler…
Papatyalar…
Lapsanalar…
Onlara hayranlıkla bakar bakar da annemin söylediklerini düşünürüm…
-Ölüler olmalı toprağın altında… O yerlerde gömeçler hep böyle boy atar…
Annemin okuma yazması yoktu…
Nerden bilebilirdi…
***
Sevgül Uludağ öldü…
En vefalı, en değerli dostunuzu kaybettiniz ey kayıplar…
Kim gösterecek şimdi yerinizi…
Kim bakacak size…
Kayıpsınız siz..
Kaybın ne demek olduğunu hepimizden iyi bilirsiniz…
Ne çok isterdim hikayelerinizi dinlemeyi…
Kemiklerinizi bulmak yetmiyor bana…
Bu kurşun delikleri kimin eseri?
Bilmek isterim onu da…
Nasıl aldılar…
Nasıl götürdüler…
Nasıl duvar diplerine dayadılar…
Bilmek isterim…
Sen anlatırdın bunları…
Şimdi kim anlatacak…
***
Sevgül Uludağ öldü…
Ksenefon Kallis de öldü…
En büyük dostlarınızı birer birer kaybettiniz ey kayıplar…
Ne Kallis unutulur…
Ne Sevgül…
Ölüm haberi akşam olurken ansızın gelir…
Masada yüzyıldır değişmeyen bayat başlıklarıyla gazeteler…
Ağaçlar bir yaz gecesine hazırlanıyor…
Sokağa çıksam…
Ledra’ya yürüsem…
Seni hep aynı yerde bulurdum…
Yaz geceleri serin…
Sana bir daha rastlayamayacak mıyım?
“Nasılsın?” diye soramayacak mıyız artık hiç birbirimize?
Off…
Ruhumu karartan nasıl bir düşünce bu?
Kimse,
-Bir gün hepimiz öleceğiz, demesin bu anda bana…
Ne berbat bir teselli…
Küçümsemem hiçbir ölümü…
Bir gün hepimizin öleceğini ben de bilmez miyim?
Hep eksik kalan bir hayatı yaşıyoruz aslında…
Yazacağın çok şey vardı daha değil mi?
Söyle Kallis’e…
Aradığımız kayıpların hepsini bulamadık daha…
Bir ömür yetmedi hepsini bulmaya…
Bilsen bazan nasıl ölsem derim…
***
Sevgül Uludağ öldü…
Cesur…
Mert…
Ne derseniz deyin…
O kazılardaki gözyaşlarına dokundunuz mu hiç?
O gür gömeçler altındaki topraktan çıkarılan kemikler bir mızrak gibi saplanır kalbine…
Kemikler bu cinayetlerin birinci tanığı…
Konuşamazlar…
Söyleyemezler…
Ele veremezler katillerini…
Küçücük minnacık tabutlar…
Çocuk tabutları sanki…
Göğsü madalyalı bir gaziden ne kadar daha anlamlı…
İşte bir acı hikaye anlatıyorlar yine…
Voni köyü…
27 ölü…
Onları da sen arayıp buldun değil mi?
Ama bu çok daha trajik…
Yerliler teslim almış…
Askere teslim etmiş..
Kayıplar listesine yazmışlar sonra…
Ne kadar da masumdular…
Güneydeki darbeci çetecilerden kurtulsunlar diye kuzeye kaçtılar…
Ölüme kuzeyde yakalandılar…
***
Sevgül Uludağ öldü…
Bazı insanlar hiç ölmemeli diye ne kadar dua etsem de ölür…
O gün başka türlü eser rüzgar…
Başka türlü akşam olur…
Yalnız kalmak isterim kendimle…
Araya başka bir şey girmesin diye gelen telefona bakmam…
Senin artık olmadığını düşünerek yaşamak ne garip…
Hala inanamam…
Şener LEVENT
Haziran 29/ 2026
Avrupa



























