Ana Sayfa Güncel Toros’tan dünyaya çağri: “Kıbrıs Kıbrıslılarındır, bunu artik idrak edin!”

Toros’tan dünyaya çağri: “Kıbrıs Kıbrıslılarındır, bunu artik idrak edin!”

23
0

CTP milletvekili Fikri Toros, Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşmelerinde, Kıbrıs’ın geleceğini ayrılıkçı zihniyete teslim etmeyeceklerini söyleyerek, “Kıbrıs’ın Kıbrıslı toplumlara, Kıbrıslı toplumların da Kıbrıs’a ait olduğunu artık idrak edin” çağrısı yaptı.

Toros, Kıbrıs sorununun iki toplumlu, iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı federasyon temelinde çözümünün “daha fazla bekletilemez bir zorunluluk” olduğunu vurguladı.

CUMHURBAŞKANLIĞI DEVLETİN “ZİRVESİ”, SIRADAN BÜTÇE KALEMİ OLAMAZ

CTP milletvekili Fikri Toros, Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine yaptığı konuşmanın başında, Cumhurbaşkanlığının devletin zirvesinde yer alan en yüce kurum olduğunu, Kıbrıslı Türklerin özgür iradesiyle seçilen Cumhurbaşkanının da Birleşmiş Milletler tarafından Kıbrıslı Türk toplum lideri statüsüyle muhatap kabul edildiğini hatırlattı. Toros, Cumhurbaşkanının, Kıbrıslı Rum liderle eşit statüde kabul gördüğünü, mevcut siyasi koşullarda da uluslararası toplumla resmi iletişimi yürüten kişi olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanlığının Birleşmiş Milletler himayesinde yürütülen iki toplumlu barış süreçlerinde Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını korumak üzere geniş kapsamlı fonksiyonlar üstlendiğini anlattı.

Cumhurbaşkanlığının, anayasal yetkileri çerçevesinde parlamenter sistemin oluşturduğu hükümet icraatlarına yön veren ve onları denetleyen makam olduğunu hatırlatan Toros, kurumun yalnızca iç politikada değil, Kıbrıs’ın güneyindeki liderlikle yürütülen süreçler, Avrupa Birliğiyle ilişkiler ve uluslararası diplomasi bakımından da merkezi bir rol oynadığını söyledi. Toros, 2004 sonrasında Kıbrıslı Türkler ile Avrupa Birliği arasındaki çözüm süreci bağlantısının, Mali Yardım ve Yeşil Hat Tüzükleri kapsamındaki ilişkilerin de Cumhurbaşkanlığı üzerinden yürütüldüğünü anımsatarak, bu nedenle Cumhurbaşkanlığı bütçesinin diğer kurumlardan farklı ele alınması gerektiğini ifade etti.

Toros, “Devletimizin zirvesinde olan Cumhurbaşkanlığının bütçesini değerlendirirken, bu kurumun toplumumuza yön veren, ortak geleceğimizi yapılandıran özgün fonksiyonlarını artırarak ve daha etkili bir kapasiteye eriştirerek ele almak çok önemli bir sorumluluktur” dedi. Cumhurbaşkanlığının, toplumun vicdanını, aidiyetini ve geleceğe dair iddiasını temsil eden fonksiyonlarının, “sadece standart bir bütçe kalemi gibi görülmemesi, tasarrufa konu edilmeyecek istisnai alanlar olarak önemsenmesi gerektiğini” vurguladı.

KAYIP ŞAHISLAR KOMİTESİ “İNSANLIK ONURU” SORUMLULUĞU

Toros, Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları arasında en kritik alanlardan birinin Kayıp Şahıslar Komitesi olduğuna dikkat çekti. Komitenin, Kıbrıs’ın en acılı sayfalarından birine, insanlık onuruna yakışır icraatlarla dokunmaya devam ettiğini söyleyen Toros, komitenin çalışmalarının, ailelerin yarım kalmış hikâyelerine kavuşması ve geçmişin yükünden arınmış bir geleceğe yürünebilmesi açısından hayati olduğunun altını çizdi.

Bu çalışmaların siyasetten bağımsız, tamamen insani bir görev olduğunu belirten Toros, “Ailelerin yarım kalmış hikâyelerine kavuşması, geçmişin yükünden arınmış bir geleceğe yürümemiz için bir insanlık sorumluluğudur” diyerek, Kayıp Şahıslar Komitesinin sürdürülebilir biçimde desteklenmesi ve uluslararası desteğin güçlendirilmesinin “hepimizin ortak sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

CUMHURBAŞKANLIĞI SENFONİ ORKESTRASI: KÜLTÜREL DİPLOMASİNİN SİMGESİ

Toros, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasını da Cumhurbaşkanlığının kritik fonksiyonları arasında sayarak, orkestranın Kıbrıslı Türklerin kültürel zenginliğini yücelten, müzik sanatçılarına ve sanatseverlere ilham veren, uluslararası düzeyde Kıbrıs’ın kuzeyini temsil edebilen bir yapı olduğuna işaret etti.

Sanata ve sanatçıya önem vermeyen toplumların gerilemeye mahkûm olduğunu belirten Toros, “Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestramız, çok sesli müzik kültürümüzün uluslararası düzeyde temsilcisi olmasıyla gurur duyduğumuz bir kurumdur” dedi. Nisan 2014’te Cumhuriyet Meclisinde oybirliğiyle yasal statü kazanan orkestranın, Kıbrıslı Türklerin evrensel değerlere bağlılığının güçlü sembollerinden biri ve çağdaş kültürel diplomasi içinde etkili bir enstrüman olduğunu vurguladı.

Toros, 2022’ye kadar orkestranın giderlerinin Cumhurbaşkanlığı bütçesinden karşılandığını, sonrasında ayrı bütçe yapılmasına rağmen ayrılan kaynağın orkestranın sürdürülebilirliği için gerekli kadroya yetmediğini anlattı. Bu durumun, “büyük emek ve özverinin eseri olan orkestranın niteliğini zayıflattığını ve sanatçılarda motivasyon kaybı yarattığını” söyledi.

“Sanata dair bu sorumluluğu basit bir ihmalle açıklayabiliriz ancak” diyen Toros, bu talihsiz durumun ortadan kaldırılması ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının hak ettiği sanatsal kapasiteye erişmesi için gerekli finansal düzenlemelerin ivedilikle yapılmasının ilgili bakanlığın asgari sorumlulukları arasında yer aldığını kaydetti. Kuruluşundan bu yana yüzlerce konser veren, birçok uluslararası sanatçıyı ağırlayan bu kurumun, “hep birlikte sahip çıkılması gereken bir değer” olduğunu belirtti.

“ÇÖZÜMSÜZLÜK KIBRISLI TÜRKLERİ TOPLUMSAL YOK OLUŞA SÜRÜKLÜYOR”

Konuşmasının ikinci bölümünde Kıbrıs sorununun tarihsel ve siyasi boyutuna odaklanan Toros, Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’in çekirdeğinde, medeniyetlerin kesiştiği bir ada olduğunu, ancak uzun yıllardır devam eden siyasi sorun, bölünmüşlük ve istikrarsızlığın simgesi haline getirildiğini söyledi.

Kıbrıslı Türkler açısından sürdürülen mücadelenin, “süregelen adaletsizliğin reddi ve siyasi eşitlik temelli federal ortaklık içinde kendi yurtlarında kalıcı barış, istikrar ve yan yana kardeşçe yaşamın tesis edilmesi için” verildiğini vurgulayan Toros, son yıllarda bölgede ve adanın her iki tarafında yaşanan gelişmelerin endişeleri derinleştirdiğini ifade etti.

Özellikle Kıbrıs’ın kuzeyinde artan yoksullaşma, yozlaşma ve suç faaliyetlerinin yaygınlaşmasının esas sorumlusunun, Kıbrıs sorununu istismar edenler olduğunu belirten Toros, “Çözümsüzlük, Kıbrıslı Türklerin her alanda denklem dışında kalarak özne olmaktan uzaklaşması ve ada genelindeki tüm hak ve menfaatlerinden mahrum bırakılmasıdır” dedi.

Toros, Kıbrıs’ın uluslararası platformlarda yalnızca Kıbrıs’ın güneyindeki liderlik tarafından temsil edilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın ihlalinin ve adaletsizliğin devamı anlamına geldiğini söyledi. İzolasyonların etkisiyle Kıbrıslı Türklerin kendi yurtlarında siyasi ve ekonomik anlamda yoksullaştırıldığını, “toplumsal yok oluşa doğru sürüklendiklerini” ifade etti.

Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs’ın bir bütün olarak üyesi olduğu Avrupa Birliği içinde, Avrupa Tek Pazarı ve Avro Bölgesi’nde, Kıbrıs Anayasası tahtında sahip oldukları haklar temelinde yer alamadıklarını hatırlatan Toros, Doğu Akdeniz’de artan jeopolitik gerilim, silahlanma, savunma harcamalarındaki yükseliş ve aşırı sağın güçlenmesinin iki toplum arasındaki güveni daha da aşındırdığını söyledi.

“CRANS-MONTANA’DAN BU YANA FEDERASYON DAHA FAZLA BEKLETİLEMEZ”

Toros, Annan Planı’ndan Crans-Montana’ya uzanan süreçlerde Rum liderliğinin sorumluluğuna işaret etti. 2002 sonu ile 2017 ortası arasında yürütülen müzakere süreçlerinde Türk tarafının tutarlı, samimi ve yapıcı bir irade ortaya koyduğunu, bu sayede önemli yakınlaşmalar sağlandığını vurgulayan Toros, buna rağmen federal çözümün, “eş zamanlı siyasi irade noksanlığı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin müzakere yöntemlerindeki eksiklikler” nedeniyle sonuçlanmadığını belirtti.

“Adada hakim olan gerçekler bunlardır” diyen Toros, bugün geldiği noktada Kıbrıs sorununun çok katmanlı, karmaşık ve jeopolitik boyutu sürekli artan bir hale evrildiğini söyledi. Yeni dönemde kurulacak momentumun, kapsamlı siyasi uzlaşıya varılıncaya dek sürekliliğe sahip olması ve yeni bir başarısızlığa fırsat tanımayacak şekilde kurgulanmasının hayati önem taşıdığını ifade etti.

Bu gerçekler ışığında Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler kararları ve çözüm müktesebatı çerçevesinde, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı federasyon temelinde çözümlenmesinin “daha fazla bekletilemez bir zorunluluk” haline geldiğini vurgulayan Toros, federasyonun yalnızca bir siyasi model değil, “ortak yurdumuzda kalıcı barış, gerçek demokrasi ve gasp edilen tüm hakların serbest bırakıldığı bir gelecek iradesinin gerektirdiği yegâne çözüm biçimi” olduğunu söyledi.

Federasyonun, iki Kıbrıslı toplumun ortak kaderini gözeten, dünya devletlerinin önemli bir bölümünde örneği bulunan evrensel bir yönetim modeli olduğuna dikkat çeken Toros, iklim krizinden güvenliğe, enerji politikalarından göçe kadar pek çok alandaki sorunun iki toplumun ortak iradesiyle, federal bir çatı altında çözülebileceğini kaydetti.

“KIBRISLI TÜRKLERİN SABRI, ANNAN PLANI’NDAN CRANS-MONTANA’YA SINANDI”

Toros, Kıbrıslı Türklerin barış iradesinin 2004 Annan Planı referandumundan Crans-Montana’ya uzanan süreçte defalarca sınandığını söyledi. “Hiç yılmadan müzakere masasına iyi niyetle ve kararlılıkla oturduk, yapıcı olduk, çözüm istedik” diyen Toros, Kıbrıslı Türklerin yalnızlık ve ıssızlık yerine bütünlük ve dayanışma, çatışma ve sürekli kavga yerine barış ve aydınlık bir gelecek istediğini vurguladı.

19 Ekim’deki Cumhurbaşkanlığı seçimini, Cumhuriyetçi Türk Partisi adayı Tufan Erhürman açısından sadece bir siyasi başarı değil, “barış sürecini tıkamak için dayatılan korku ve baskıyı aşma ve kapsamlı çözümle kalıcı barış, gerçek demokrasi ve dünyayla bütünleşme yönünde ilerlemek isteyen Kıbrıslı Türk halkının güçlü iradesinin bariz bir göstergesi” olarak niteledi.

Toros, bu iradenin, Cumhurbaşkanı Erhürman’a “barışa giden yolu yeniden açma sorumluluğu ve yetkisi verdiğini” belirtti; bunun yolsuzluk, yoksulluk ve yozlaşmaya karşı verilebilecek en sert tepkilerden biri olduğunu söyledi. Federasyon temelindeki çözüm talebini, “siyasi eşitliği güvence altına alan, uluslararası hukukla desteklenen ve ada genelindeki haklara sahip çıkma iradesini yansıtan bir talep eylemi” olarak tanımladı.

DOĞU AKDENİZ’DE GERİLİM VE “DONDURULMUŞ ÇATIŞMA” UYARISI

Konuşmasında Doğu Akdeniz’deki jeopolitik gelişmelere de değinen Toros, bölgenin enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve değişen ittifaklar etrafında şekillenen karmaşık bir gerilim merkezi hâline geldiğini söyledi. Bu gelişmelerin küresel ilgiyi yeniden bölgeye çektiğini, Doğu Akdeniz’i daha geniş bir Orta Doğu barış planının parçası hâline getirmeyi hedefleyen yeni arayışların gündeme geldiğini belirtti.

Toros, çevrede yaşanan trajedilerin, “dondurulmuş sorun diye bir şey olmadığını, çözülmeyen her meselenin zamanla çok daha tehlikeli boyutlar kazanabileceğini” hatırlattığını ifade etti. Kıbrıs özelinde çözüm masasından uzaklaşıldıkça siyasi sorunun yol açtığı sonuçların çığ gibi büyüdüğünü, çok boyutlu bir hâle geldiğini söyledi; çok uluslu silahlanma, aşırı milliyetçilik ve düzensiz göçü bu gidişatın somut örnekleri arasında saydı.

Bu tablonun sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Kıbrıslı Rumların ve Doğu Akdeniz’e komşu tüm ülkelerin geleceğini belirsizliğe ve istikrarsızlığa hapsettiğini vurgulayan Toros, “Biz Kıbrıs’ımızı Avrupa ile Orta Doğu’yu birbirine bağlayan bir barış köprüsü olarak görmek istiyoruz” dedi.

İklim, göç ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında ortak menfaatler temelli iş birliğinin, kalıcı bölgesel barışın gerçek zemini olduğunu söyleyen Toros, barışın yalnızca retorik değil, “ortak yurdun sosyoekonomik ve sosyokültürel boyutlarıyla birlikte ele alınması gereken bir yükümlülük” olduğunu vurguladı. Bu bağlamda eğitim, kapsayıcı yönetişim, gençlerin ve kadınların ada genelinde güçlendirilmesinin şart olduğunu belirtti.

ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI: “KIBRIS’IN KIBRISLILARA AİT OLDUĞUNU İDRAK EDİN”

Konuşmasının son bölümünde doğrudan uluslararası topluma seslenen Toros, “İki toplumlu ve iki bölgeli bir federal modeli sağlamakta kararlıyız” diyerek Kıbrıslı Türklerin izole edilmekten değil, siyasi eşitlik temelinde dünyayla bütünleşmekten yana olduğunu vurguladı.

Uluslararası topluma, “Kıbrıs’ın Kıbrıslı toplumlara, Kıbrıslı toplumların da Kıbrıs’a ait olduğunu artık idrak edin” çağrısında bulunan Toros, Kıbrıslı toplumların barış ve demokrasi özleminin görmezden gelinmemesini, öncelenmesini istedi. Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarının siyasi eşitliğinin ve Kıbrıs’ın bağımsızlığının gerçek anlamda güvence altına alınarak, kalıcı barış çabalarına taraf tutulmadan destek verilmesini talep etti.

“Bölgede kalıcı barış ve istikrar tesis etmek istiyorsanız, önce Kıbrıs’ta statü konunun devamına değil, siyasi sorunun karşılıklı kabul edilebilir bir şekilde, müzakere yoluyla kapsamlı ve kalıcı olarak çözümlenmesine yardımcı olun” diyen Toros, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye–Yunanistan ilişkilerindeki tarihsel ihtilafların da önemli bir bölümünü ortadan kaldıracağını, dondurulmuş sorunlardan kaynaklanabilecek pek çok potansiyel krizin önüne geçeceğini belirtti.

Toros, Türkiye ile ABD ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde yaşanan zorlukların aşılmasında da Kıbrıs çözümünün karşılıklı ve sinerjik kazanımlar odaklı dostane bir ortam yaratma potansiyeli taşıdığını söyledi. Doğu Akdeniz’de doğal gaz paylaşımı ve elektrik enterkonnekte bağlantılarının Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan, İsrail, Lübnan, Suriye ve Mısır’ı bir iş birliği ağı içinde ortak hareket etmeye sevk edebileceğini, bunun da “Doğu Akdeniz’de bir jeopolitik başarı öyküsüne öncülük edeceğini” ifade etti.

Kıbrıs’ın Doğu ile Batı arasında stratejik bir koridor olabileceğini belirten Toros, enerjide, ticarette, eğitimde ve kültürde adanın yeniden bölgesel cazibe merkezi hâline gelmesinin “bizlerin elinde” olduğunu vurguladı. Bunun için gerekenin güven, kararlılık ve eş zamanlı siyasi irade olduğunu, liderlerin asgari sorumluluğunun da bu iradeyi ortaya koymak olduğunu söyledi.

“KORKULARIN DEĞİL, UMUDUN TARAFINDAYIZ”

Toros, ayrılıkçı zihniyetin hâkim olduğu bir gelecekte hiçbir siyasi görüşün mensubunun kazanamayacağını, “kazanacak olanın ancak ortak aklın egemen olduğu bir Kıbrıs” olacağını söyledi.

“Biz kararlıyız. Diyalogdan ve sonuç odaklı müzakerelerle varılabilecek kapsamlı bir siyasi uzlaşıdan yanayız ve Rum liderinin de bu konuda samimi olmasını bekliyoruz. Korkuların değil, umudun tarafındayız” diyen Toros, bu adanın gerçek sahiplerinin geçmişin acılarını aşarak geleceği inşa edecek olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar olduğunu vurguladı.

Toros, “Gelin karanlığa değil, ışığa yürüyelim. Kıbrıs’ımızın ruhunu yeniden sağlığına kavuşturmak ve halkının geleceğini güvence altına almak yalnızca sözlerle değil, demokrasilerin en zor kazanılan değeri olan güç birliğiyle mümkündür. Kıbrıs’ımız ancak o zaman yeniden bir umut adası olabilir” diyerek konuşmasını tamamladı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz