Ana Sayfa Güncel Erhürman: Kıbrıslıtürklerin “çözüm için” müzakere niyeti olduğunu dünya bilmeli

Erhürman: Kıbrıslıtürklerin “çözüm için” müzakere niyeti olduğunu dünya bilmeli

19
0

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘la görüşmesi sonrası yapılan ortak basın toplantısında net konuştu;

Erdoğan: Erhürman ve heyeti ile oldukça kapsamlı ve verimli bir görüşme yaptık

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk resmi ziyaretini Erdoğan‘ın daveti üzerine Ankara‘ya yapan Erhürman, Erdoğan’la 1 saat 30 dakika süren bir toplantı yaptı.

Toplantı sonrası yapılan ortak basın açıklamasında ilk olarak Erdoğan konuştu. Erhürman’ı ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğunu kaydeden Erdoğan, “19 Ekim’de KKTC yapılan seçimler huzur içinde gerçekleşti. Erhürman’a yeni görevinde başarılar diliyorum” dedi.

Erdoğan Kıbrıs sorunu için bir kez daha “milli dava” ifadesini kullanarak, adil, kalıcı ve adadaki gerçeklere uygun bir çözüme ulaşılmasına yönelik mücadelelerini Erhürman’la yakın eşgüdüm içinde ve kararlıkla sürdüreceklerini kaydetti.

Erdoğan, Erhürman ve heyeti ile oldukça kapsamlı ve verimli bir görüşme yaptıklarını aktararak, Kıbrıs meselesi için gelecek dönemde atılabilecek adımları değerlendirdiklerini belirtti.

Erdoğan, “Kıbrıs davasında” Türkiye’nin duruşunun net olduğunu söyledi, “Kıbrıs meselesinin bugüne kadar çözümsüz kalışının temelinde, Rum tarafının Kıbrıslıtürklerin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünü reddetmeleri vardır. Rum tarafı ne siyasi gücü ne de ekonomik refahı adadaki Türklerle paylaşmak istemiyor, dahası buna asla yanaşmıyor” dedi.

“Rum tarafı çözümü; Kıbrıslıtürkleri azınlık konumuna indirgemekte görüyor”

Erdoğan şöyle devam etti;

“Rum tarafı Kıbrıs için çözümü 1963’de silah zoruyla ele geçirdiği, bugün ise hiçbir hükmü kalmamış olan ortaklık devletinde; Kıbrıslıtürkleri azınlık konumuna indirgemekte görüyor.

Bunda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs meselesinin hidayetinde yapmış olduğu yanlışların ve Annan Planı’nı reddetmesine rağmen Rum yönetimini üye olarak kabul eden Avrupa Birliği’nin de (AB) hatası olduğunu akılda tutmamız gerekiyor.

Geçmişin yanlış kararlarıyla Rum tarafına sunulmuş olan rehavet imkanı, Kıbrıslıtürklerin öz vatandalarında sonu gelmeyen bir hak mağduriyetine uğramalarına yol açmıştır. Bunun tadili için verilen sözler de maalesef tutulmamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı gerek geçmiş Başbakanlık dönemi gerekse 2008-2010 yıllarındaki müzakere heyeti üyeliği tecrüblerinden bu süreci çok iyi bilmektedir.

“Bu tecrübeler ışığında, kendisinin Rum tarafına son dönemde verdiği mesajlarda Kıbrıslıtürklerin egemen eşitliğinden taviz verilmeyeceğini vurgulamasını oldukça isabetli buluyorum.

1968’den beri yapılan ve bir sonuca varamayan müzakerelere, artık sırf dostlar alışverişte görsün diye devam etmeyeceğimizi; 2017’de Rum tarafının masayı terk etmesiyle çökmesinin ortaya koymuştuk. Bu duruşumuzu Kıbrıs Türk tarafıyla tam bir anlayış birliği içerisinde muhafaza ediyoruz.

“Adadaki iki halkın yan yana yaşayabileceği bir çözüme dair tutumumuzu koruyoruz”

Kıbrıs meselesine en gerçekçi çözümün, adada iki devletin bir arada var olmasından geçtiğine inanıyoruz. Adadaki iki halkın barış, refah ve emniyet içinde yan yana yaşayabileceği bir çözümün mümkün olduğuna dair tutumumuzu koruyoruz. Bu doğrultudaki samimi gayretlerimizi de sürdüreceğiz.

“Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz”

Bugün artık çok daha farklı bir uluslararası konjonktürle karşı karşıyayız. Daha önce de söyledim: Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz. Eski dönemin ezberleriyle iğneyle kuyu kazmaya uğraşmak bizi bir yere götürmez.

Dilerim Kıbrıslıtürklerin gösterdiği cesaret ve çözüm iradesini, ilerleyen dönemde karşı taraftan da görebiliriz.

Bunu mümkün kılabilmek için, her zamanki yapıcı, sonuç odaklı, adaletli ve insancıl yaklaşımımızı Kıbrıs Türk halkı ile birlikte sürdüreceğiz.

Sayın Cumhurbaşkanıyla aramızdaki iş birliğinin daha da hızlanması için yapılabilecekleri de ele aldık.

Kıbrıslıtürklerin refahını artırmak, gündelik hayatını kolaylaştırmak ve on yıllardır maruz kaldığı tecritten en az ölçüde etkilenmesini sağlamak üzere hayata geçirdiğimiz projeleri değerlendirdik.

“Kıbrıs Türk halkını haklı mücadelesinde asla yalnız bırakmayacağız”

Gelecekte de aynı kararlılık ve anlayışla, yardımcım Cevdet Yılmaz Bey’in koordinasyonunda bu gayretlerimiz sürecektir. Keza KKTC’nin uluslararası toplumda layıkıyla temsil edilebilmesi, sesini ve uğradığı haksızlıkları dünyaya duyurabilmesi için siyasi ve diplomatik gayretlerimiz eşgüdüm halinde devam edecektir.

Anavatan ve garantör olarak dün olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türk halkını haklı mücadelesinde asla yalnız bırakmayacağız. Bu düşüncelerle, Cumhurbaşkanı Sayın Erhürman’a nazik ziyaretleri için huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum. Görüşmelerimizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Erdoğan, Dr. Küçük ve Denktaş’ı da yad etti

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanının 42. yıldönümünü bir kere daha içtenlikle tebrik ediyorum. Vatan için toprağa düşen tüm şehitlerimizi, fedakâr gazilerimizi ve Kıbrıs davasının önderleri merhum Dr. Fazıl Küçük ile kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş’ı şükranla yâd ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanının önceki gün Gürcistan’da düşen askeri kargo uçağımızda şehit olan 20 kahraman askerimiz için Kıbrıs Türkü adına yayımladığı taziye mesajı için de teşekkürlerimi kendilerine iletiyorum. Kıbrıs Türk kardeşlerimizi muhabbetle selamlıyorum”

Erhürman konuşmasına Atatürk’ü anarak başladı

Erhürman’ın ise tam açıklaması şu şekilde:

“Sayın Cumhurbaşkanına nazik davetleri ve misafirperverlikleri için yürekten teşekkür ederim.

Geride bıraktığımız 10 Kasım tarihi münasebetiyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha saygı ve minnetle anar, 11 Kasım tarihinde yaşanan elim uçak kazasında kaybettiğimiz şehitlerimize Allah’tan rahmet; yaslı ailelerine, sevenlerine ve Türk ulusuna kendim ve halkım adına başsağlığı ve sabır dilerim.

“KKTC-Türkiye ilişkileri, herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle kıyaslanamayacak kadar özeldir”

Dünyada herkesin bildiği gibi KKTC – Türkiye ilişkileri, başka herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle kıyaslanamayacak kadar özeldir. ‘KKTC’nin bugüne kadarki tüm Cumhurbaşkanları seçildikten sonra ilk ziyaretlerini Türkiye Cumhuriyeti’ne yapmışlar ve gerek Kıbrıs sorunu gerekse dış politikayla ilgili konulardaki görevlerini her zaman Türkiye Cumhuriyeti ile yakın istişare içinde yürütmüşlerdir.

Bu elbette ‘KKTC’nin 6. Cumhurbaşkanı olarak benim dönemimde de böyle olacaktır. Ve bu çerçevede bugün, seçildikten sonraki ilk ziyaretimi Sayın Cumhurbaşkanının nazik davetleri üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ne yapıyor olmaktan son derece mutluyum.

“Ülkemi ve halkımı Türkiye kamuoyunda daha bilinir kılmak en önem verdiğim çalışma alanlarından biri olacak”

Belirtmek isterim ki; görev sürem içerisinde KKTC ile Türkiye arasındaki sarsılmaz kardeşlik bağları çerçevesinde iki ülke arasındaki ilişkileri daha da iyi bir seviyeye taşımak, ülkemi ve halkımı Türkiye kamuoyunda daha bilinir, daha tanınır kılmak benim için en önem verdiğim çalışma alanlarından biri olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs’ın tamamına ilişkin yetki ve görevleri olan üç garantör ülkeden biridir. Yalnızca aramızdaki sarsılmaz kardeşlik ilişkisi dolayısıyla değil, özellikle Kıbrıs’ın güneyinde ve bölgede silahlanmanın günden güne arttığı koşullarda, Kıbrıslıtürklerin kendilerini güvende hissetmelerinin hukuki dayanağı olan garantör ülke olma vasfıyla da Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin tüm çalışmalarda dün olduğu gibi bugün de en önemli aktörlerin başında gelmektedir.

“Halkımın ‘kurucu ortaklık’ statüsü tartışmaya, müzakereye, pazarlığa açık değildir”

Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs’ta iki eşit kurucu ortaktan biridir ve halkımın bu statüsü tartışmaya, müzakereye, pazarlığa açık değildir. Kıbrıs Türk halkı bu statüsü gereği Kıbrıs adasının tamamında egemenlik haklarına sahiptir.

Kıbrıs adasının tamamını ve adada yaşayan herkesi ilgilendiren güvenlik, enerji, hidrokarbonlar, deniz yetki alanları ve ticaret yolları gibi konularda, Kıbrıs Türk halkının iradesinin Kıbrıs Rum liderliği ya da uluslararası toplum tarafından yok sayılması, halkımın görmezden gelinmesi mümkün değildir.

Kıbrıs’ta özellikle 2004’te ve 2017’de bütün dünyanın açık biçimde gördüğü, gerek Kıbrıslıtürklerin gerekse Türkiye’nin ortaya koyduğu tartışmasız çözüm iradesine karşın, on yıllardır çözülemeyen bir sorun vardır. Bu sorunun varlığı, yalnızca adadaki iki eşit kurucu ortak olan Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumları değil, bölgede kalıcı istikrarı ve barış arayışlarını da olumsuz etkilemektedir.

“Çabamız, tüm tarafların kazanacağı, adil ve kalıcı bir sonuca ulaşılmasına yöneliktir”

Bizim çabamız, adada ve bölgede sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesine ve tüm tarafların kazanacağı, kimsenin kaybetmeyeceği adil ve kalıcı bir sonuca ulaşılmasına yöneliktir. Büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesinden hareketle, ilgili tüm taraflara çağrımız, çabalarını bu noktaya yoğunlaştırmalarıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde ortaya koyduğu gibi, Doğu Akdeniz’de çözümün yolu diyalog ve müzakeredir. Ve unutulmamalıdır ki Türkiye’yi ve Kıbrıslıtürkleri yok sayan, görmezden gelen, dışlayan hiçbir formül bu bölgede uygulanabilir değildir ve bölgede gerçek, kalıcı bir çözüme hizmet etmeyecektir.

Bilinmelidir ki Kıbrıs Türk halkının kimsenin hakkında gözü yoktur. Ama çok zorlu bir varoluş mücadelesini onurla vermiş bu halk, kimsenin hakkını yemesine de izin vermeyecektir.

Bu noktada, adada ortak yetki alanları olan yukarıda sayılan konularda Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarının ihlal edilmesine, bu halkın yok sayılmasına, görmezden gelinmesine tahammülümüzün olmadığını bütün dünyaya bir kez daha buradan ilan etmek istiyorum.

Aynı şekilde, seçim döneminin çok öncesinden beri ortaya koyduğum gibi, her zaman çözüm iradesine sahip olmuş ve hiçbir zaman masadan kaçmamış olan Kıbrıs Türk halkının ‘müzakere olsun diye müzakere değil, çözüm olsun diye müzakere etmek’ niyetinde olduğu da bütün dünya tarafından bilinmelidir.

“Başarısızlıkla sonuçlanmış deneyimlerden ders çıkarılması gerekir”

Bugüne kadar bizi sonuca ulaştırmadığı görülen yöntemlerden ve başarısızlıkla sonuçlanmış deneyimlerden ders çıkarılması gerekir. Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini, hiç kimse siyasi eşitliğin pazarlık ya da al-ver konusu yapıldığı, yıllardır üzerinde defalarca yakınlaşma sağlanan konuların yeniden tartışmaya açıldığı, sonuç odaklı olmayan ve Kıbrıs Rum liderliğinin bir kez daha son dakikada masayı devirmesi halinde statükoya geri dönülmeyeceğinin baştan güvence altına alınmadığı bir yöntemle masaya oturmaya yönelik bir irade olarak algılamamalıdır.

Defalarca yürünmüş olmasına karşın hiçbir yere varmadığı görülen bir yolu, ‘belki bu defa bir yere varır’ naifliğiyle yürümemizi kimse bizden beklememelidir. Yukarıda saydıklarım benim ya da halkımın ‘masa kurulmasın’ diye ileri sürdüğü ön şartlar değil, çözüm iradesine sahip bir halkın bunca yıllık deneyimden sonra ortaya koyduğu çözüm metodolojisinin unsurlarıdır.

Bu metodoloji çerçevesinde bir müzakere sürecinin başlamasını sağlayacak koşulların olgunlaşmadığı durumda da kimse Türk halkının masada olmayacağını zannetmesin. Kapsamlı çözüme yönelik, çözüm odaklı bir müzakere masası varsa orada olacağız. O masa henüz kurulmadıysa, adadaki halkın günlük hayatlarını kolaylaştırmaya, güvenin tesis edilmesine, ‘kazan-kazan’ ilkesi çerçevesinde ilerideki çözüme katkıda bulunacak biçimde iş birliklerinin ve çözümlerin üretilmesine yönelik görüşme masasında olacağız.

“Erişebildiğimiz her yerde halkımızın hak ve çıkarlarını savunacağız”

Ama altını çizmek istiyorum ki masa dışında da bir dünya var ve benim halkım da tüm halklar gibi dünyayla buluşma hakkına sahiptir. Daha önce olduğu gibi bu dönemde de Türkiye Cumhuriyeti’nin açılmasına yardımcı olacağı diplomatik olanaklardan yararlanarak, gözlemci üye olduğumuz Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı yanı sıra Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği şemsiyesi altında sürdürülen görüşmelerde, Kıbrıs Rum liderliği ile eşit statüde olduğumuz Birleşmiş Milletler’de ve erişebildiğimiz her yerde halkımızın hak ve çıkarlarını savunacağız.

Çözüm iradesine sahip ve bu iradeyi defalarca kanıtlamış Kıbrıslıtürklerin, çözümsüzlüğün bedelini ödemeye mahkûm edilmesi adil bulmamızı, bunu içimize sindirmemizi kimse istemesin.

Adada bizim irademize karşın çözüme ulaşılamadı diye gençlerimizin uluslararası spor müsabakalarında yer alamamasını, bilim insanlarımızın, sanatçılarımızın, iş insanlarımızın dünyayla buluşmakta sınırlamalarla karşılaşmasını, ekonomimizin gelişmesinin önüne sürekli engeller çıkarılmasını, çocuklarımız arasında annelerinin, babalarının veya kendilerinin doğum yerine bakarak ayrımcılık yapılmasını kader olarak kabullenmemizi kimse bizden beklemesin.

“Kimse bizi görmezden gelemeyecek, yok sayamayacaktır”

Kıbrıs Türk halkı soğukkanlıdır, sabırlıdır ama aynı zamanda kararlıdır. Bu halk en zor koşullarda vardı; bugün vardır, yarın da var olacaktır. Kimse bizi görmezden gelemeyecek, yok sayamayacaktır. Dünyayla buluşmamızı kimse engelleyemeyecektir.

Bu zorlu mücadelemizde, Türkiye Cumhuriyeti’nin dün olduğu gibi bugün de her koşulda yanımızda olduğunu, sarsılmaz kardeşlik bağlarımız çerçevesinde gelecekte de kayıtsız şartsız yanımızda olacağını bilmek bizim en büyük güvencemizdir.

Sayın Cumhurbaşkanına, ülkemizde demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak benimsemiş halkımızın tam bir demokratik olgunlukla gerçekleştirdiği seçimlerden sonra ilettiği kutlama mesajları, nazik davetleri ve bugünkü misafirperverlikleri için bir kez daha kendim ve eşim adına yürekten teşekkür eder; halkımın en sıcak sevgi ve selamlarını iletir, saygılarımı sunarım”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz