Ana Sayfa Güncel Hişyar Özsoy: Ankara bölgesel gelişmeler netleşsin refleksiyle hareket ediyor

Hişyar Özsoy: Ankara bölgesel gelişmeler netleşsin refleksiyle hareket ediyor

3
0

İmralı’da 27 Mart’ mutabakatının ardından yaşanan duraksama sürecini değerlendiren akademisyen Hişyar Özsoy, bölgesel savaş risklerinin Ankara’nın güvenlik önceliklerini sertleştirdiğini ve devletin bir “bekleme refleksine girdiğini belirtti.

İmralı’da 27 Mart’ta yapılan ve hem PKK’nin silahsızlanması için gereken çerçeve yasanın hem de çalışma koşulları ile statü başlıklarının somut olarak takvimlendirildiği dört buçuk saatlik görüşmenin ardından yaşanan iki aylık duraksama sürecini ele alan siyasetçi ve akademisyen Hişyar Özsoy, bu kesintiyi dış etkenler ve bölgesel dinamikler bağlamında değerlendirdi.

İran, İsrail ve ABD ekseninde tırmanan bölgesel savaş ihtimallerinin Ankara’nın güvenlik önceliklerini sertleştirdiğini belirten Özsoy, devlet aygıtının Suriye, Irak ve İran hattındaki olası kırılmalar karşısında “önce bölgesel tablo netleşsin” refleksiyle hareket ettiğini ifade etti.

Ankara’nın, ABD’nin Suriye politikası, İran’ın geleceği ve İsrail’in bölgesel stratejisini okuyarak pozisyon almaya çalıştığına değinen Özsoy, Kürt aktörlerin geleceği netleşmeden devletin kapsamlı bir çözüm mimarisi kurmaktan çekindiğini dile getirdi.

Yaşanan durumu sürecin tamamen sona erdiği şeklinde değil, devletin yasal düzenlemeler ve kayyum politikaları gibi geri dönüşü zor eşikler öncesinde yürüttüğü bir yeniden değerlendirme aşaması olarak nitelendiren Özsoy, önümüzdeki süreçte Meclis’in somut bir adım atıp atmayacağının takip edileceğini aktardı.

‘BÖLGESEL SAVAŞ İHTİMALİ ANKARA’NIN GÜVENLİK ÖNCELİKLERİNİ SERTLEŞTİRDİ’

27 Mart’ta varıldığı söylenen mutabakatın hayata geçirilme sürecinin uzamasında dış etkenlerin ne kadar etkili olduğunu sorduğumuz Hişyar Özsoy, güvenlik bürokrasisinin bölgedeki gelişmeleri nasıl değerlendirdiğine ve iç-dış dengelere dikkat çekerek, İran ile İsrail arasında devam eden gerilim ve bölgesel savaş ihtimallerinin Ankara’nın reflekslerini doğrudan etkilediğini belirtti.

Özsoy, “Bu konuda çok net konuşmak mümkün değil. Nihayetinde hükümetin dar koridorlarında, güvenlik bürokrasisinde ne konuşuluyor, bölge gelişmeleri nasıl değerlendiriliyor bunu çok fazla bilmiyoruz. Ancak bir kısmı doğrudan güvenlik ve bürokrasi dengesiyle, bir kısmı da bölgesel savaş ihtimaliyle ilgili iç içe geçmiş iç ve dış dengeler mevcut. İran, İsrail ve Amerika ekseninde devam eden bu savaşın nereye gideceğini kimse çok fazla kestiremiyor. Böyle bölgesel çapta bir savaş olunca haliyle Ankara’nın güvenlik öncelikleri sertleşmiş olabilir” diye konuştu.

‘SURİYE’DE DE BENZER REFLEKSLER GÖSTERİLDİ’

Türkiye’nin sınır hatlarında yaşanabilecek kırılmalara karşı temkinli yaklaştığını ifade eden Özsoy, devlet aygıtının mevcut durumlarda süreç konusunda bekleme stratejisi geliştirdiğini şu sözlerle aktardı:

“Türkiye, özellikle Suriye, Irak ve İran hattındaki olası kırılmaların Kürt meselesini bölgesel bir güvenlik denklemine dönüştürmesinden çekiniyor. Bu yeni bir durum değil. Böylesi dönemlerde devlet aygıtı, önce bir bölgesel tablo netleşsin refleksiyle hareket ediyor. Suriye’de gelişmeler yaşandığı zaman da devletin ilk refleksi bu yönde oldu. Neredeyse bahane düzeyinde tartışılsa da bu, güvenlik bürokrasisinin ve iktidarın güçlü bir refleksidir. Demokratikleşme ya da Kürt meselesinin bir an önce hukuka bağlanması gerekirken, devlet maalesef böyle bir refleks geliştirip beklemeyi tercih ediyor.”

‘DEVLET İÇİNDE TAM BİR MUTABAKAT OLUŞMAMIŞ OLABİLİR’

Devlet mekanizması içinde konuya dair tam bir mutabakatın sağlanamamış olma ihtimaline de değinen akademisyen Hişyar Özsoy, iktidar ortakları ile bürokrasi arasındaki farklı eğilimlere dikkat çekti:

“İkinci olarak, devlet içinde tam bir mutabakat oluşmamış da olabilir. Siyasi iktidardaki değişik grupların kendi aralarında veya iktidarın bir bütün olarak güvenlik bürokrasisiyle, bu meselede ne kadar ileri gidileceği konusunda farklı eğilimleri bulunabilir. Dönem dönem içeride tam bir uyumun olmadığına dair işaretler çıksa da bunun bir danışıklı dövüş olup olmadığını bilemiyoruz. Özellikle yasal düzenlemeler, infaz rejimi, siyasi alanın genişletilmesi ya da kayyum politikaları gibi başlıklarda devlet somut bir adım atarsa, bunu geri dönüşü zor bir eşik olarak görüyor. Dolayısıyla önce toplumu ve kurumsal zemini test ediyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreci yönetme biçimi ile milliyetçi tabanla kurduğu dengeyi de yorumlayan Özsoy, atılabilecek adımların sınırlarına ilişkin şu tespitlerde bulundu: “Cumhurbaşkanı Erdoğan da bölgesel savaşların gölgesinde bu süreci tamamen kendi kontrolünde tutarak zamana yaymak istiyor. Partneri Bahçeli’nin, ısrarla bir an önce adım atılması konusunda en azından söylem sahibi olduğunu gördük. Ancak muhtemelen Erdoğan, Kürt meselesinde bir açılım olması halinde milliyetçi tabanda yaratacağı tepkiyi de hesaba katıyor. Erdoğan bir yandan çatışmasızlık ve istikrar istiyor, ama diğer yandan bunun hızlı bir demokratik müzakere sürecine dönüşmesini istemeyerek süreci sınırlı tutmaya çalışıyor.”

‘KÜRT MESELESİ BÖLGESEL BİR GÜÇ DENGESİ KONUSU OLMUŞTUR’

Ankara’nın dış politika hamlelerini küresel ve bölgesel aktörlerin stratejilerine göre belirlemeye çalıştığını ifade eden Özsoy, “Uluslararası boyut önemli. Ankara, ABD’nin Suriye politikası, İran’ın geleceği, İsrail’in bölgesel stratejisi ve Avrupa’nın yaklaşımını birlikte okuyarak pozisyon almaya çalışıyor. Kürt meselesiyle değişebilecek anlaşmaları, bölgesel ve küresel dönüşümlerle birlikte ele alıyor” dedi.

Bölgesel gelişmeler netleşmeden kapsamlı adımlar atılmasından çekinildiğini kaydeden Özsoy, Ankara’nın Suriye’deki mevcut yaklaşımını da bu duruma örnek vererek şöyle anlattı:

“Şu an İran’ı konuşuyoruz; ama Suriye’de Kürt aktörlerin geleceği de çok önemlidir. Bir entegrasyon süreci ağır aksak devam ediyor. Fakat Türkiye, hem İran’da hem Suriye’de Kürtlerin geleceğini az çok görmeden kapsamlı bir çözüm mimarisi kurmaya çekingen davranıyor. Çünkü nihayetinde devlet için artık Kürt meselesi bir iç güvenlik sorunu değil, bir bölgesel güç dengesi konusu olmuştur. Zaten bu sürece başlanmasının sebebi de önemli oranda bölgedeki büyük dönüşümler, altüst oluşlar ve bölgesel gelişmelerin Kürt meselesini dönüştürmesidir. Haliyle bu bölgesel gelişmeler farklılaştıkça devlet de ‘Gelişmeler netleşsin, dur bakalım ne olacak’ refleksine giriyor.”

‘27 MART GÖRÜŞMESİNDE SOMUT BİR TAKVİMLEME YAPILMIŞTI’

Yaşanan duraksamanın sürecin sona erdiği anlamına gelmediğini, devletin bunu bir zamanlama ve yöntem değerlendirmesi olarak gördüğünü belirten Hişyar Özsoy, 27 Mart’ta gerçekleştirilen görüşmenin içeriğini hatırlatarak şunlara dikkat çekti:

“Bu gecikmeyi, süreç tamamen bitti şeklinde tanımlamak için henüz erkendir. Devlet aklı, bazen bu tür meselelerde uzun süre sessizlik ve belirsizlik stratejisi uyguluyor. 27 Mart’taki görüşmede heyetin çok iyi bir görüşme yaptığı belirtilmişti. Dört buçuk saatlik o görüşmenin sonunda, görebildiğimiz kadarıyla devlet heyetinin de oturduğu masada ilk defa somut olarak hem PKK’nin silahsızlanması için gereken çerçeve yasa hem de Sayın Öcalan’ın statüsünün ne olacağı konusunda bir yol haritası ve takvimleme yapılmıştı. Fakat iç ve dış koşullar nedeniyle 27 Mart’tan sonra iki ay boyunca hiç görüşme olmadı. Adım atma noktasına gelindiği belirtilmesine rağmen iki aylık bir bekleme yaşandı ve bu sürenin ardından Sayın Öcalan’dan gelen mesaj yine ‘acil’ değerlendirmesi yönündeydi.”

‘BİR BUÇUK AY İÇERİSİNDE MECLİS’TEN SOMUT BİR ADIM GELİP GELMEYECEĞİNİ GÖRECEĞİZ’

Görüşmelerin ardından geçen iki aylık süreci ve bundan sonraki olasılıkları değerlendiren Hişyar Özsoy, önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini şu sözlerle dile getirdi: “Önümüzdeki bir ila bir buçuk ay içerisinde Meclis’in bu konuda somut bir adım atıp atmayacağını göreceğiz.

Kendi kanaatime göre bu durumu bir tıkanmadan ziyade, devletin bu uygulamanın içeriğini, hangi araçlarla ve hangi siyasi iklimde hayata geçireceğine dair yürüttüğü bir yeniden değerlendirme olarak okuyorum. Bölgedeki gelişmeler, Kürt meselesini bir iç güvenlik meselesi olmaktan çıkarıp bölgesel bir güvenlik meselesine dönüştürmüş durumda. Yaşanan duraksamalar ve yeniden değerlendirmeler de bu yüzdendir.”ANF

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz