Av sahasına dönüştürülen Suriye’de HTŞ-Dürzi gerilimi sürüyor. HTŞ tekrar Süveyda’ya yönelirken iç savaş çanları tekrar çalmaya başladı. Yönetimi elbirliği ile cihatçılara bırakan ABD ve İsrail’in niyeti ülkeyi etnik, dinsel, mezhepsel kodlara göre dizayn etmek.
RADİKAL – Suriye’nin güneyinde HTŞ yönetimine bağlı güçler ile Dürzi gruplar arasında önceki gün ateşkesin sağlandığı Süveyda’da tekrar yükselen tansiyon ülke geneline yayılıyor HTŞ’ye bağlı güçlerin tekrar Süveyda’ya girdiği iddia edilirken iç savaş çanları tekrar çalmaya başladı.
Süveyda’da HTŞ’ye bağlı güçlerin İsrail’in saldırıları sonrası çekilme kararının ardından yapılan ateşkese rağmen Bedevi Arap aşiretlerle Dürzi gruplar arasında çatışmalar sürdü. Bedevi Araplar Suriye’nin diğer bölgelerindeki Arap aşiretlerinden gelen yüzlerce savaşçının da katılımıyla bazı yerleşimleri geri alarak kent merkezinin batı girişine ulaştı.
İSRAİL’DEN HTŞ’YE İZİN
Öte yandan bölgeden çekildiğini açıklayan HTŞ’ye bağlı grupların, çatışmaların sona ermemesi nedeniyle yeniden bölgeye birliklerini gönderdiği iddia edildi. Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nurettin el Baba söz konusu iddiaları yalanladı. Ancak Reuters haber ajansı İsrail’in HTŞ yönetimine bağlı güçlerin Süveyda’ya 48 saatliğine girmesine izin vereceğini duyurdu.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre Süveyda’da hayatını kaybedenlerin sayısı 600’e ulaştı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, HTŞ’nin Süveyda’ya saldırılarına dair bağımsız, hızlı ve şeffaf soruşturma çağrısı yaptı.
∗∗∗
SURİYE’DEKİ KİLİT AKTÖRLER
Suriye’deki çatışmalar, ülkedeki iç savaş dinamiklerini bir kez daha akıllara getirdi. İç savaştakinden farklı olsa da ülkedeki bazı kilit aktörler, talepleri ve ittifaklar şu şekilde:
• Dürziler
Şii mezhebinin bir kolu olan İsmaililik içinden 11’inci yüzyılda doğan Dürzilik inancına bağlı kişiler çoğunlukla Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail’de yaşıyor. İsrail gibi ülkelerle yaptıkları derin ittifaklarla ve dışarıya kapalı yaşamlarıyla Dürziler, bu sayede yüzyıllarca inançlarını korudu. Dürziler, Suriye nüfusunun yüzde 3’ünü oluşturuyor. İç savaş başlamadan önceki son nüfus sayımına göre ülkede yaşayan 700 bin Dürzinin çoğu, güneydeki Süveyda kentinde, İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nde ve Şam kırsalında ve İdlib’de yaşıyor. Ayrıca 150 bin civarında Dürzi İsrail’in kuzeyinde yaşıyor ve İsrail toplumu ile ordunun da parçası. Suriye’deki Dürziler, iç savaş sırasında net bir tutum takınmak ya da bir tarafa destek vermek yerine silahlandı ve kendi yaşadıkları bölgeyi savundu. Suriye’deki iç savaş boyunca ve Esad’ın devrilmesinden bu yana geçen 8 ayda Arap Bedevi aşiretlerle Dürziler arasında çatışmalar yaşandı. Özellikle mart ayındaki Alevi katliamlarından sonra HTŞ’ye mesafesini artıran Dürziler, birçok kez federalizm talebi dile getirdi.



• Bedevi aşiretler
Sünni Müslüman olan Bedevi Arap aşiretleri, çatışmalara sahne olan Dürzi yoğunluklu Süveyda’nın yanı sıra Fırat Nehri üzerindeki Deyrizor ve Rakka’nın yanı sıra Hama ve Humus gibi bölgelerde de yoğunlaşmış durumda. Bedevi aşiretler, iç savaşın yanı sıra Esad yönetiminin devrilmesinden sonraki dönemde önemli bir aktör oldu. Kesin sayıları bilinmemekle birlikte Suriye’nin çöl ve kırsal bölgelerinde yaşayan 400 bin Bedevi nüfus, on binlerce silahlı savaşçısıyla Suriye topraklarının yüzde 70’inde etkili bir grup olarak öne çıkarken SDG tarafından da bir tehdit olarak algılanıyor.
• HTŞ yönetimi
ABD, İsrail ve Türkiye ortaklığının yol vermesiyle Suriye’de 8 Kasım’da yönetimi ele geçiren Muhammed Colani liderliğindeki (Ahmed Şara) Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) hükümet Suriye’yi uluslararası arenada temsil ediyor. Bir zamanlar selefi cihatçı örgüt El Kaide’ye bağlı olan HTŞ, Esad’ın devrilmesinde öncülük etti. Colani iktidara gelmesinin ardından ABD ve diğer Batılı ülkelerin yanı sıra İsrail ve Arap ülkeleri ile diplomatik bağlar kurmaya çalışırken ülkeyi uluslararası sermayeye açtı. Ancak ülkede mutlak kontrolü sağlamaya çalışan HTŞ hükümeti, Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler ve Dürziler gibi farklı etnik ve mezhep gruplarının şüphesiyle karşı karşıya kaldı. HTŞ hükümetine bağlı cihatçı grupların saldırı ve katliamları bu şüpheleri ise haklı çıkardı.
Süveyda’da son yaşanan olaylarda da Bedevi aşiretler ile Dürziler arasındaki çatışmalara sözde “müdahale etmek” için giren HTŞ, bunun sonucunda İsrail’in saldırılarına maruz kaldı. Hükümete bağlı güçlerin Dürzi sivilleri katlederek evleri yağmaladığı da iddia ediliyor.



• Kürt güçler
ABD’nin Suriye’deki en büyük müttefiki olan Kürtlerin liderliğindeki SDG, ülkenin zengin petrol yataklarına da sahip olan kuzeydoğusunun büyük bir bölümünü kontrol ediyor. Süveyda’daki çatışmaların bir parçası olmasa da Kürt güçleri geçmişte, şu anda HTŞ hükümet güçlerinin bir parçası olan Türkiye destekli gruplarla çatıştı. Mart ayında, SDG ve Şam, Washington’ın desteğiyle, Kürtlerin liderliğindeki güçlerin yeni Suriye ulusal ordusuyla birleşmesini öngören bir anlaşma imzaladı. Anlaşmada ayrıca, SDG’nin kontrolü altında olan kuzeydoğudaki Irak ve Türkiye ile olan Suriye sınır kapıları, havaalanları ve petrol sahalarının merkezi hükümete devredileceği belirtiliyordu. Ancak ABD’nin “Ortadoğu Valisi” Tom Barrack’ın da katıldığı geçen hafta yapılan görüşmelerde anlaşmanın uygulanmasına yönelik anlaşmazlıklar sürdü. Bölgedeki Kürt siyaseti, zaman zaman federalizm çağrıları yaparken Barrack sonuçsuz kalan görüşmeler sonrası federalizme kapıyı kapadı. Ancak Şam’ın gücünün sınırlarını net şekilde ortaya koyan Süveyda’daki tırmanış, SDG’nin entegrasyon sürecini tekrar gözden geçirmesine yol açabilir.



• Türkiye
ABD ve İsrail ile HTŞ’ye iktidarın yolunu açan Türkiye, iç savaş döneminde Suriye’nin kuzeyindeki Kürt silahlı gruplara karşı 4 büyük sınır ötesi askeri harekât düzenlemişti. Esad’ın çöküşüne giden süreç ve sonrasında cihatçı grupları besleyip büyüten Ankara, 8 Kasım sonrası da Colani yönetimini destekleyerek ülkede etkin bir rol almak için hamlelerde bulundu. Ankara, ümmetçi politikaları doğrultusunda Şam’da ve tüm Suriye’de güçlü bir Colani yönetimi istiyor ve Fırat’ın doğusunu kontrol eden Kürtlerin, özellikle SDG’nin etkisini azaltmak istiyor.



• ABD
Emperyalist planları doğrultusunda geçmişte Esad yönetimine karşı cihatçı grupları destekleyen ABD, ülkedeki kilit aktör konumunda. Bölgedeki en yakın müttefiki Kürtlere desteği süren ABD, HTŞ yönetiminin kontrolünü sağlamlaştırmaya çalışıyor. Mayıs ayında Suudi Arabistan’da Colani ile görüşmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’ye yaptırımları kaldırma kararı ile SDG ve Şam arasındaki entegrasyon müzakerelerindeki arabuluculuğu, bunun en büyük göstergelerinden. Süveyda’da yaşanan çatışmalarda arabuluculuk yapmaya çalışan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bunu “barışçıl ve istikrarlı bir Suriye inşası çabalarına doğrudan bir tehdit” olarak tanımlarken Washington’un “Suriye ve İsrail ile sürekli görüşmeler” yaptığını belirtmişti.
• İsrail
HTŞ’nin iktidara gelişiyle ülkenin güneyinde bulunan Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişleten İsrail, askeri altyapıya yağdırdığı bombalarla da şüpheyle yaklaştığı Colani yönetimini bir tehdit olmaktan çıkardı. ABD, Suriye ile İsrail’in ilişkilerini normalleştirme yolunda ilerlemesi için baskı yaparken taraflar arasında son zamanlarda bazı görüşmeler gerçekleşti. Abraham Anlaşmaları’na Suriye’nin de katılması gündemde. Ancak “Dürzileri koruma” gerekçesiyle Suriye’deki son saldırıları, Tel Aviv’in bölgedeki tek büyük askeri güç olma ajandasının öncelikli olduğunu gösteriyor.



∗∗∗
HEGEMONYA ALANLARI OLUŞUYOR
Viyana Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Naif Bezwan, çatışma ortamına sürüklenen Suriye’de yaşananları BirGün’e değerlendirdi: “Gözlemlerime dayanarak Suriye’de üç temel siyasi yaklaşımın şekillendiğini söyleyebilirim. Bu yaklaşımlar, birbiriyle çatışan ve uzlaşma alanları oldukça dar olan opsiyonlar olarak karşımıza çıkıyor.
Birincisi, mezhepçi ve etnik üstünlükçü bir üniter rejim kurulması. Bu, Türkiye’nin büyük bir güçle ve zor kullanarak sahada uygulamaya çalıştığı bir opsiyondur. Bu yaklaşımın temel argümanı, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün ancak Sünni Arap çoğunluğun egemenliği üzerine inşa edilebileceğidir.
İlkinin bir zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan ikinci opsiyon, Suriye’nin farklı nüfuz alanlarına bölünerek konfederal bir yapıya dönüştürülmesidir. Çünkü etnik ve mezhebi bir üstünlükçü rejimin inşası, diğer toplulukları (Aleviler, Dürziler vb.) kendilerine dışarıdan müttefikler aramaya itiyor. Bu yaklaşımın baş aktörleri ise Türkiye ve İsrail. Bu durum, birbiriyle güçlü bağları olmayan bir konfederal yapı anlamına geliyor.



Viyana Üniversitesi Siyaset Bilimci
NÜFUZ MÜCADELESİ
Bu nüfuz alanlarına bölünme ve bunun üzerindeki hegemonya çatışması, sahadaki gerilimi tırmandırıyor. Bölgedeki uluslararası aktörler Suriye sahasında hegemonik bir güç olarak kendini inşa etmeye çalışıyor.
Ankara HTŞ üzerindeki etkisini daha iyi yönde kullanabilirdi. Ancak şu ana kadar Erdoğan hükümeti, HTŞ üzerinden kendine bağımlı bir rejim kurma ve bu rejim üzerinden tüm Suriye’de etkili olma siyasetini izledi. Bu politika, ortada bir anayasa olmadan, sadece iktidarı ele geçirmiş bir gücün toplumsal meşruiyet sorununu, temel ihtiyaçları karşılama sorununu göz ardı ederek sürdürülemez. Bu, çatışmayı körüklemekten başka bir işe yaramaz.
Üçüncü ve son opsiyon ise Suriye’nin demokratik, ademi merkeziyetçi, federal ve tarafsız bir ülke olarak yeniden inşa edilmesi. Tarafsız bir ülke olması çok önemli çünkü çatışma sonrası yeniden inşa edilecek bir devlet üzerinde birçok hegemonik gücün (bölgesel ve küresel) tasarrufları ve siyasi iddiaları olacaktır.
Ülkenin tarihsel gerçekliklerini, tecrübelerini, birikimlerini ve çoğulcu yapısını dikkate alan bu yeni inşa süreci, Suriye’deki sorunların çözümü olabilir. Bu süreç, devlet ve ulus inşasını hedeflemeli. Aksi takdirde, daha büyük acılara, yeni çatışmalara ve ne yazık ki yeni iç savaşlara yol açacaktır. BİRGÜN






























