İsrail’in masum Filistin halkına yaptığı zulmün hepimiz farkındayız ama hiçbir ülkenin bu zulümle ilgili bağırıp çağırmaktan başka yaptığı ya da yapabileceği hiçbir şey olmadığını da biliyoruz. Bu o kadar Utanmaz adamlar ekranlara çıkıp ‘‘Türkiye Kıbrıs’ta işgalcidir’’ diyebiliyor. Peki ama işgal bir gerçek değil mi, Türkiye bal gibi de işgalci oldu.
İnanın ben ve bizim ekip her gün yazıyoruz ama işgalciler yılmıyor. Yılmak bir yana bizi tüketmek için ellerinden geleni yapıyorlar, PİSLİKLER. Peki bu işgali nasıl her alana yayıyorlar? Bu işgali görünmeden mi, çaktırmadan mı yayıyorlar? İşgalin 51 yılında sağımıza bakıyoruz işgalci, solumuza bakıyoruz işgalci artıkları.
Deyim yerindeyse, “cennet adamızı cehenneme çevirdiler ” Kurtarıcı diye gelen işgalciler… 51 yıldır bir askeri işgal ve sonuçlarını yaşatıyorlar bu PİSLİKLER. Ve sonuç olarak arkadaşlar işbirliki kuklaları ile bu işgali pekiştiriyorlar… Yani çocuklarımıza, torunlarımıza bırakmak istediğimiz bu toprakları işte böyle işgal ediyorlar.
***
Peki cezası nedir diye sorarsanız, ne cezası yahu ödüllendiriliyor, işgalci PİSLİKLER. Peki ama kabahat kimdedir? Ankara’nın buraya serpiştirdiği dönek solcular değil mi umudu tüketen?
Toplumun küçük bir kısmı olsa da, umudun örgütlü gücü olarak sol bugün Godot’u, gelmeyecek olan Godot’u bekliyor: tıpkı hiçbir şey yapmadan barışın gelmesini beklemek gibi, tıpkı devrim’in olmasını beklemek gibi… Barış 51 yıldır bir hayal gibi bir görünüp bir kayboluyor. Gelmeyecek.
Çünkü biz yapmadıkça, bunlar olmayacak, gelmeyecek. Çünkü “gelecek”, gelmeyecek. Gelecek hiç bir zaman gelecek bir şey değildir; gelecek her zaman ötededir; bu topraklarda hiçbir zaman gelmemek üzerine kurgulanmıştır.
Yapılacak şeyler en fazla, gelecekte bir zamana ertelenebilir; ancak bu “ertelenme” fiili de bugüne aittir; gelecek ise gelecek bir şeyi ifade etmez; bir şeyin geleceğinin kesin olması, yalnızca bugünden belirli olması ile ilgilidir, yani bugüne ait bir kesinliktir.
***
Ancak mevcut sol, böyle bir umut vaat etmiyor. Bunun yanında, toplum kendi kendisini örgütleyecek yetenek ve kapasiteden son derece yoksun ve bırakılmış durumda. Sol da, bu toplumu örgütleyecek bir projeden yoksun durumda.
Başka bir ifadeyle, bir sol örgüt, partileşecek, ve toplumu alıp işgale karşı mücadeleye, götürecek gibi bir durum söz konusu değil. Toplum da, en fazla Gezi’de olduğu şekliyle ayaklanacak, sonra kendi direnişini inşa ederek bu ayaklanmayı bir devrimci dönüşüme çevirecek durumda değil.
Peki, daha yakıcı başka bir soruyu şimdi sorabiliriz. İnsanlar “durup dururken” örgütlenir mi? Bu sorunun çağırdığı söylenebilir: insanlar neden örgütlenir? Mevcut örgütlenme pratikleri, esasında sol’un geneli, bir fikir etrafında yan yana gelen topluluklardan oluşuyor.
İnsanların fikirlerini değiştirerek toplumu değiştirebileceğini düşünüyor. Bu bir yaklaşım tarzıdır elbette, son derece önemlidir ancak o yürek kimde var? İşgal karşıtı bir mücadele ekseni yaratılmadıktan sonra işimiz hikayedir.






























