Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası (KTEZO), stratejik kurumların içinin boşaltıldığını, sağlıktan eğitime her şeyin parayla ölçüldüğünü, 15 bin esnafın 12 saat tek başına çalışıp, gün kazanıp gün harcadığını söyleyerek, bu düzenin böyle gitmeyeceğini vurguladı.
Yazılı açıklama yapan oda, maaşla, istihdamla, hayat pahalılığı artışları ile düzeni, rejimi bu günlere kadar taşımayı başaran siyasilere işaret ederek, yerel kaynakların neredeyse tümünün bu amaçla kullanıldığını belirtti.
Oda açıklamasında, “Yetmediği zamanlarda da bugün olduğu gibi borçlanmaya gittiniz. Diğer bir ifadeyle maaş ödensin, ödenebilsin diye yapılabileceklerin hepsini yaptınız. Bu uğurda kurumları gözden çıkardınız. Kuruluşları etkisizleştirdiniz. Havayolları, havaalanı hafızalarda tazeliğini koruyor” denildi.
“Stratejik kurumların içini boşalttınız. Sağlığı ulaşılmaz hale getirerek özelleştirdiniz”
Açıklama şöyle devam etti;
“Toprak Ürünleri Kurumu (TÜK), Binboğa Yem Fabrikası, Cypruvex, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) gibi stratejik kurumların içini boşalttınız. Sağlığı ulaşılmaz hale getirerek özelleştirdiniz, devlet okullarını tartışılır hale getirdiniz, parası olan olmayan özel okula koşuşturuyor.
Yeni yatırımları derseniz, hiç umurunuz değil. Bütçede böyle bir öngörü artık kalmadı. Yatırımlar için yapılan protokoller ile çözüm yolları aranıyor.
Dünyada görülmüş bir şey değil herhalde. Tüm kaynaklarını sadece maaşlara ayırıp yettiremeyen başka bir devlet var mı?
“Eğitimi, sağlığı, ulaşımı, kreşi, paraya dayayan bir sistem…”
Maaş ödemek için sadece borçlanma da yapmadık, kara paraya, ranta, kayıt dışılığa da yol verdik. Fonları, başka başka amaçlarla toplanan kaynakları bu uğurda harcadık.
Bütün bunları yaparak da bol bol alkış topladık.
Tüm bu söylediklerimiz için yanıt olarak bugün de dünde olduğu gibi; yasadır, maaş yetmiyor, alım gücü düştü denebilir. Doğrudur da…
Eğitimi, sağlığı, ulaşımı, kreşi, paraya dayayan bir sistemin, rejimin, alım gücünü, satın alma gücünü sağlaması kim ne derse desin mümkün değildir! Bunlar olmadan, olmaz, olamaz…
Hele de et ve süt gibi temel tüketim ürünlerinde dünya birinciliği KKTC’de ise bir yerde anormallik olduğunu kabul etme dışında seçenek kalmaz.
Hayat pahalılığının 2 tarafı kesen bir bıçak olduğunu kabul etmek zorundayız. Nalıncı keseri gibi hep beni etkiler derseniz bu soruna el atamazsınız. Toplumsal duyarlılık şart…
“Verileni geri almak bir seçenek olabilir. Bu da ayağa kurşun sıkmaktır”
Bilinecek ki son birkaç yıldır hayat pahalılığı artışına rağmen ciroların, gelirlerin nominal (nicel) olarak dahi büyümediği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu durumda maaş nasıl artacak?
Kimi kandırıyorsunuz? Her zamanki popülizmle, artırırmış gibi yaparak, vergi ile, fonla, harçla, gümrükle bu verileni geri almak bir seçenek olabilir. Bu da ayağa kurşun sıkmaktır.
Mesajımız nettir; Parmağımızın arkasına saklanmayız.
“15 bin esnaf ve zanaatkar; gün çalışıp, gün harcıyor, çoğu tek başına 12 saat mesai yapıyor”
Oransal artış olmaz. Nasıl ki bugüne kadar az kazanandan maaşlarınız için sermaye transferi yaptınız. Şimdi fedakârlık sırası sizde. Çok kazanandan az kazana transfer zamanı geldi…
Bununla da kalmamalı altyapıya, sağlığa, eğitime, yeni yatırımları da öngörmemiz gerekiyor. Bizde kalmadı. Cep delik. Cepken delik. Yeterince soydunuz!
Toplam 15 bin kadar esnaf ve zanaatkarımız; esaret koşulları altında gün çalışıp, gün harcıyor. Üçte biri ‘tek başına 11-12 saat mesai yaparak ekmek teknesini ayakta tutmaya çalışıyor. gerisi de borç takarak zaman kazanma’ derdinde.
Bu düzen böyle gitmez…”



























